“BEN“LİK‘den kurtuluş yolu Allah Sistemi’nde (Âdetullah’da) tamamen imkânsızdır. Ancak “BENCİLLİK“ten kurtulmak BELLİ BİR NOKTA‘ya kadar mümkündür fakat “BENCİLLİK“ten yüzde yüz kurtulmak yine imkânsızdır ve ALLAH SİSTEMİ dediğimiz ADETULLAH tarafından kapalı tutulmuştur.
Eğer ki birimsel (cüzî) “ben”den ve “bencillikten” %100 kurtulmak diye bir gerçek olsaydı Allah’ın zahir yasaları/Evrensel Düzen (el-kol kesmek anlamında olmayan) ŞERİAT hükümsüz kalırdı.
Şeriat; üzerine bina edilecek diğer üç katmanın temeli ve zemin katıdır. Bir binanın temelini ve zemin katını yok edersen üstteki tüm katlar çöker.
Şeriat… (temel ve zemin) yok olursa;
tarikat (tasavvufun giriş kapısı),
marifet (tasavvufun ilmi)
ve
hakikat (tasavvufun zahirle uyumsal yaşamı… yani haram-helal dikkatli bir yaşam ilmi) de çöker.
“Ben”, “Benlik” ve “Bencillik” de “Kulluk” gerçeğinin temeli ve zemin katıdır. Bu “3B” çökerse “kulluk”da çöker…
“3B”yi aradan kaldırırsan ortaya “FİRAVUN NEFSİN RABLİK İDDİASI” çıkar.
“Ben” Allah’ın sende kendi mânâlarını “sen” olarak seyridir. Bu nedenle ”Ben” aradan kaldırılınca ortaya yaratan çıkmaz… “Ben” aradan kaldırılınca ortada “hiç bir şey” kalmaz… ve “sen“de “sen”i seyreden de kalmaz. Halbuki;
Kasas/88-) Ve la ted`u meAllahi ilahen ahar* la ilahe illâ HU* küllü şey`in halikün illâ vecheHU, leHUl hükmü ve ileyhi türceun;
“Allah ile beraber diğer bir ilah (ikinci bir varlık) çağırma (isimlendirme) !.. O’ndan başka ilah (vücud) yoktur… Herşey haliktir (yoktur, ölüdür), ancak O’nun vechi müstesna… Hüküm O’nundur… O’na rücu’ ettiriliyorsunuz.”(H.Güler; B Meal)
Hû… yani “O” , yani “Allah” asla yok olucu değildir. “O”nun hiç bir mânâsı “yok” olucu değilse “ben” dediğimiz mânâmız nasıl yok olur? Veya “ben”i veya “bencillik”i nasıl yok etmeye çalışırız?
“Bencillik” belli bir noktaya kadar yok edilebilir demiştik. O nokta kişisel hırslar, gereksiz davranışlar ve çevreye sıkıntı (zulüm) vermektir. Bencillik ancak bu noktalara kadar yok edilebilir. Yok edilmekten murad tamamen yokluk da değildir… terbiyedir, nefsin o özelliklerini dizginleme gayretidir.
Kendi kişiselliğime, kendi helallerime, kendi yaşam gerçeklerime ve güzelliklere “bencillik” hakikatim gereği sahip çıkabiliyorum. “Bencillik”im olmazsa “cennet”yaşamına nasıl bir varlığımla tâlip olacağım?
Haramlardan, cehennemden, kötülüklerden ve çirkinliklerden yine “bencillik” hakikatim gereği kaçabiliyorum. Kaçmazsam bedensellik/ruhsallık algıma ebedî bir azap yüklerim. “Bencillik”im olmazsa “cehennem”den nasıl kaçınacağım?
Tarikat, marifet ve hakikat adına; <<“ben”inizi, “benlik”inizi ve “bencillik”inizi “yok etmelisiniz”>> talimatları “şeriat” ile çelişerek tüm tasavvuf anlayışını sistem dışı bırakır. Tasavvuf “3 B”yi yok etmek değil eğitmektir.
“Ben”inize, “Benlik”inize ve “Bencillik”inize sonuna kadar sahip olun ki Allah’ın emanetine ihanet etmeyelim. Emaneti zayi etmeyelim. Emaneti yok etmeyelim. Emaneti yok edersek O’na nasıl kulluk edeceğiz? Salat’da nasıl;
“İyyaKE na’budu VE iyyaKE nesta’iyn”;
Yalnız sana kulluk ederiz VE yalnız senden yardım dileriz… Yani: Ancak dilediğin (izhar ettiğin) kulluk halin olarak varız ve bunun devamı gene Sana, Senin Hamd işlevine bağlıdır; Müstean Baki Sensin!.
diyeceğiz?
“Benlik” kendimizi ebedî “kul” hissetmenin öteki adıdır. “Benlik” kulluk kapsamında olmazsa hangi kapsamda olacak?
“İlâhî Ben” dediğimiz şey “beşerî ben”den öte bir “ben” değildir. “İlâhî Ben” bencilliğimizin kötü huylardan arınmasından sonra alacağı mecazi isimdir. Yoksa arınmış bilinçler hiç bir zaman “beşerî ben”ini yok edip de “İlâhî Ben” diye bir öte varlık “ben”ine dönüşmez/birleşmez.
Yüzde yüz kulluk bilincine ulaşmak “İlâhî Ben” kavramıyla anlatılan mânâyı idraktir… başka bir şey değildir.
“Ben”, “Benlik” ve “Bencillik” yani “3 B” ebediyen bâkî olur ise…
“Hû” da “Hüvel Bâkî” olur.
“3B” olmazsa “Allah”ın âyetlerini ebediyen okuyarak
kim;
“Yâ Bâkî entel Bâkî / Ey sonsuz ancak Sen’sin sonsuz” diyerek,
“O”nun sonsuzluğunu sağlayarak,
“O”na hakiki kulluk edecek?
Biz en iyisi…
“Kaldırmayalım ‘ben’i aradan ortaya çıkmasın yaratan” ve ebedî olarak “Kulluğumla iftihar ederim” diyerek… “Muhammedî” olalım.
Kemal Gökdoğan
www.yorumsuzblog.org
kemalgokdogan@gmail.com














































