Allah ismi tüm isimlerin fevkindedir… Allah ismi; Ehadiyeti kapsar, Uluhiyeti kapsar, Rahmaniyeti kapsar, Vahidiyeti ve Rububiyeti de (Rab) kapsar…
Kur’an’da Hz. Musa’ya Ateşten hitaben, ”Ben Allah’ım” denmiştir… ”Ben İlah’ım” denmemiştir!!!…
Denmemesinin sebebi, ”Ben Allah’ım” hitabının Ehadiyyet boyutundan gelmesindendir!. Çünkü Ehadiyette, ne bir isim vardır, ne bir sıfat vardır, ne bir mabud (İlah) vardır, ne de bir kul…
Kaldı ki Kur’an Ehadiyyet tecellisidir… Bu yüzden de Hz. Muhammed, ”Kur’an bana bir kere de nazil oldu” demiştir!!…
Vahidiyyet ise, Ehadiyyetin altındadır… Sıfatların tecelli ettiği mertebenin adıdır Vahidiyyet… Buraya Teklik boyutu denmektedir. Çünkü burada salt bir teklik söz konusudur… Her ne kadar sıfatlar zıtlıkları ile kaim olsalar da!!!…
İş bu İlahların, kendilerine İlahlık atfettikleri İlahi sıfatların kaynağı, bu Vahidiyyet boyutudur… Ki burası salt teklik boyutudur. Sonsuz sıfatlar aslında Tekdir (Vahit)… Bu yüzden de, ”İlah-in Vahit” diyerek: Düşünceler İlahlarda ki sıfatların kaynağına çevrilir… Bu kaynak da Allah’a aittir…
Rabb ismi ise, Vahidiyyetin de altındadır… Çünkü Uluhiyyetten Rahmaniyyete, Rahmaniyyetten Vahidiyyete kadar henüz Kul (varlık) kavramı yoktur… Kul olmazsa Rabb, Rabb olmazsa da Kul olmaz!!!…
”Herşey Allah’a kulluk etmektedir” ayeti, Rububiyyet tecellisidir ki: Burada Rab’den ve Kuldan bahsedilir!!… Tüm varlıkların hakikatinde ki sıfatlar Hak’ka kulluk etmektedir. Bu yüzden de her varlığın Esma-i Sıfatları O varlığın Rabbidir…
Hakikatte varlıklar yok hükmündedir… Var olan ise yalnızca Allah’ın İsim ve Sıfatlarının tecellileri söz konusudur. Kul; Allah’ın İsim ve Sıfatlarının tecellisi ile kendi kendini seyridir… Rabb ise, tüm bu İsim ve Sıfatların sahibi anlamındadır…
”Melikidir Din gününün” anlamı işte budur…
”Ben Allah’ım” denmiştir… ”Ben senin İlah’ınım ya Musa” denmemiştir!… Bu hitap Nefs yönünden işitildiği için Kur’an’da bu hitabın ”Ateş”ten işitildiği şeklinde sembolize olunmuştur… Burada ki ”Ateş” nefstir. Yani, Allah’ın Ehadiyyet sıfatının Nefse olan tecellisi… Veya, Ehadiyyetin Nefsde hissedilmesi anlamında…
Ehat ise; Mutlak yokluk ve sonu olmayan sonsuzluk anlamınadır… İşte bundan dolayı da Kur’an’da, ”Allah Ehattır” denir… ”Allah İlah’tır” denmez!!!…
İş bu Ehat sıfatının gereğince de, Allah tapınılmaktan beridir!.. Allah en doğrusunu bilendir.
Birol Usta
www.yorumsuzblog.org
birol701970@mynet.com




















































Bir hadis-i şerifte şöyle anlatılır:
— Cennetlik kimseler, makamlarına kavuştukları zaman; Yüce Hakk, azametini ve kibriyasını gizleyen perdeyi aralar ve:
— Ben sizin Yüceler Yücesi Rabbinizim;
Buyurur.
Bir çoğuna Hakkın bu tecellisi, olmaz iş gibi gelir; inkâr ederler.
— Haşa ki sen bize Rab olasın !!!
Derler.
O anda tecelli üç defa değişir. Her defasında onlar, yine inkâr ederler. Sonra, Yüce Hakk onlara:
— Rabbinize dair aranızda bir işaret var mı ?.
Diye hitap eder.
— Evet var.
Cevabını hep bir ağızdan verirler.
Artık o andan itibaren; herkese zannı, itikadı, anlayışı nispetinde ayrı ayrı tecelli olur. Bu tecelli sonunda:
— Sen bizim Yüceler Yücesi Rabbimizsin.
Deyip cümlesi kabul ederler.
Bu müşahede için hazreti Rasulullah şu hadisi şerifi irat etmişlerdir.
— ’’Siz Rabbinize mehtaba bakar gibi, bakıp seyre dalacaksınız.’’
…Hal böyle iken; dünyada iken hakkı müşahede eden ehli irfan, yüce Hakkı ilk tecellide tasdik ederler. Çünkü onlar, cümle itikadı benimsemiş; her tecelliye yetenek kazanmışlardır.
DIŞARIDA ARAMA BENİ
En uçlarda, her yaprakta ben varım;
En uç benim, yaprak benim, dal benim.
Havada, toprakta, suda ben varım;
Evvel benim, ahir benim, hâl benim.
Düşülecek her oyukta ben varım,
Üşünecek her soğukta ben varım,
Sığındığın her koğukta ben varım,
Hem düşen, üşüyen, sığınan benim.
Başlarda, yazmada al nakış benim,
Sevenler arası ilk bakış benim,
Gönülden gönüle o akış benim,
Hem yazma, hem bakan, hem akan benim.
Kulda ayıplama, karama beni,
İlaç edin sürün yarama beni,
Nefsinden dışarda arama beni,
Hem kullar, hem ilaç, her nefis benim.
Doksandokuz boncuk ile diz beni,
Üçer beşer zikir eyle gez beni,
Gece gündüz fikir eyle sez beni,
Esma benim, sıfat benim, zât benim.
‘Burda her kim görür yarin
Görecek onlardır yarın
Orada ne anlar sevgiliden
Olanlar burada körlerden.’
Hazreti Kuran’da şöyle buyuruldu:
’Bu alemde kör olan, öbür alemde dahi kör olur.’ (17/72)
Bu âleme gelmekteki gayeyi şu kutsi hadis, bize anlatır.
’’Küntü kenzi mahfi… Bilinmez bir hazine idim, bilinmek istedim; alemleri yarattım.’’
Bu emir böyle, ancak hakkı bilmek kolay iş değildir. Ta ki kişi nefsine arif ola;
— ‘Nefsini bilen, Rabbini bilir,’ hadisi bu sırrı ifşa eder.
[...]
YORUMSUZ BLOG MODERATÖR NOTU:
“o.sağlam” rumuzlu değerli okurumuzun burada yayımlanmayan yorumu Yorumsuz Blog Yönetimi tarafından incelenmiş olup, (Yayım İlkeleri’mize uyum göstermeyen ögeler de taşımasına rağmen) yorumun,
Yorumsuz Blog’da yazan ve Yorumsuz Blog’u okuyan “Oku’r-Yazar”ların yararlanabileceği çok değerli mesajlar içerdiği de görülmüştür.
Yorumsuz Blog için her okurun tek bir yorum kelimesi dahi çok değerlidir. “o.sağlam”ın yorumu da Yorumsuz Blog için çok değerlidir fakat söylemek istediklerimizi “kırmadan, hakaret etmeden, incitmeden ve en önemlisi bir kimsenin (rümuzun) şahsiyetini hedef almadan ” ifade etmeliyiz.
Değerli okurumuzun anlayışına güvenerek yorumunu, Yorumsuz Blog Yayım İlkelerine göre yeniden düzenlemesini rica ediyoruz.
Not: Okurumuzun sistemimize girdiği e-posta adresi geçersiz olduğu için, burada yazdıklarımızı içeren iletimiz kendisine gönderilememiştir. Kendilerini bilgilendirmek amacıyla mesajımızı burada yayımlıyoruz.
Selam ve sevgilerimizle
Ahmed İskender/Moderatör
Yorumsuz Blog
Allah’ın Ehad olması tenzih, İlah olması ise teşbih yönüyledir.
Hamdi Yazır,
“lâ ilâhe illâ hu” mukallitlerin tevhîdi,
“lâ ilâhe illâ ente” âriflerin tevhîdi,
“lâ ilâhe illâ ene” Allah’ın tevhîdi olduğunu söylemiştir.
Ne demek istemiş olabilir, açabilir misiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır bunu yazdığı yerde açıklamasını da yapmıştır diye düşünüyorum. Ben bilmiyorum onun kasttediğini. Sözü söyleyenin amacını bilmediğimden mukallitlik-ariflik konusuna hiç girmeyeceğim.
Yanlışım var ise düzeltiniz bildiğim kadarıyla şöyle,
“lâ ilâhe illâ hu” Gaybı Mutlak mertebesidir. Ondan başka hiçbir şeyin olmadığı Ehadiyet makamıdır. Hüvviyeti İlahiyeye işarettir.
“lâ ilâhe illâ ente” Hz. Yunus’un tevhididir. Her an her yerde Allah’ın varlığını hissedenin ne yana dönse Allah’ı görebilenin tevhididir.
“lâ ilâhe illâ ene” Allahın kendini birlemesidir. Ayrıca Cem makamında bulunanların Hakk’ın lisanından yaptıkları tevhiddir. Hallac-ı Mansur’un ene’l Hakk demesi de bu makamdandır.
Bir gün Gavsü’l-âzâm Abdülkâdîr Geylânî (k.s.)’a sorarlar:
— «Ya Gavs! Tevhîd nedir?»
Yüce velî şu karşılığı verir:
— «Tevhîd, tevhidi terkdir. Tevhidi, hakîki tevhide ermek için terk etmektir.»
Abdülkâdir Cîylî (k.s.) Gavs’ın bu sözlerini şöyle açıklamış
— «Tevhîdi hakîki bu lisânla anlatılamaz. Bu bildiğin mantık onu düşünemez. Bu baş gözleri onu göremez. İşte tevhîdin esâsı budur. Bu iş baş gözleriyle değil, gönül gözüyle görmek maksuttur. Bu vesile ile sâde tevhîdde değil, zikirde dâhi aynı gerçek görünür… Dediğimizi bilen bilir. Sen de hâkîkat isteklisi bunu böyle bilesin!..»
Hz. Mevlana da diyor ki;
“La ilahe illallah” avamın tevhididir.
Havasın tevhidi “la ilahe illa hüve”dir.
“Lâ ilâhe illâ hu” mukallitlerin tevhîdi;
Her şeyin O’nun ile var olduğu “ben, sen, O” üçlemesi içeren olanların tevhidi. O’nunla var olan “ben”, O’nun varlığıyla var olan benim dışındakiler “sen”, O’nun varlığı “O”. Yani “O” ve “ben, sen” şeklinde O’nun var ettikleri…
“Lâ ilâhe illâ ente” âriflerin tevhîdi;
Senin varlığınla var olan “ben” ve dışımda sandıklarımın hakikatı olan “SEN”. Dışımdakileri O’ndan görmekten kurtulup, “SEN” olarak gören, ama “ben”i hala ondan/senden olarak algılatan tevhid. Hala O’ndan/SEN’den de var olsa da O’na/SANA rağmen bir “ben” varlık anlayışı ile oluşan tevhid.
“lâ ilâhe illâ ene” Allah’ın tevhîdi olduğunu söylemiştir.
Sadece “BEN” makamı. Bundan oluşmuş, yaratılmış, “ben, sen, o…” anlayışı yok. Sırf teklik, birlik, tevhid makamı. Herşeyi “BEN” olarak görmek, yaratılmışlık görmemek. Sırf “BEN” makamı. Tüm ikilemlerin yok olduğu makam. Çokluk içinde olduğumuzu sandığımız şu an dahi, herşeye rağmen, herşeyle birlikte, sırf “BEN” makamı. Her şey her an bu tevhidin içindedir.
NullMoon bilgileriniz için teşekkür, bunlar da benimkilerdi. Paylaşım daim olsun.
Allahu alem…
Canlar ne guzel ıfadeler bunlar, sonunda ehlınle hallesmek mumkun oldu.
“La mevcuda ılla ben” hıc sorun olmaz… ( o ) = ( ben ) = tum mevcudat
— «Tevhîd, tevhidi terkdir. Tevhidi, hakîki tevhide ermek için terk etmektir.»
ALLAH DE, ÖTESİNİ BIRAK!
LA İLAHE’DEN, İLLALLAH İÇİN VAZ GEÇ!
ŞU AN DAHİ İLLALLAH!
İLAH ZATEN LAAA/YOOOK!
O HALDE; YOKLA BOŞA OYALANMA VAR’A GEÇ, İLLALLAH’I SEÇ!
VAR OLAN HER AN, HERŞEY, İLLALLAH/SADECE ALLAH HEP!
CANLAR CANANI BULSUN, LA’DAN YORULDU “BEN”, İLLA İLE VAR OLSUN!
İLLA ENE!!! SADECE “BEN”!!! SADECE TEK VÜCUD!!! SADECE TEK VARLIK!!!
Can denyyimledir ifadelerim aklımla konuşmuyorum yoksa şirk olur ifadelerim..
O der ki bir tek sen vardın ve ben senin gayrın değilim.
Ve bir ifade söyle ki o canlı olmadan bir ifadede bulunsun çünki can canlıdır ve canlı olan kelam söyler ve en yüce hakiki ifade ne olursa olsun sadece ve sadece canın ifadesidir ve daha ötesi yoktur ve asla olmayacak, çünkü can can olmaktan hiç vazgeçmedi ki.
Sevgiler
Ben şahsen zikirlerimde “la ilahe illallah” zikrini tercih ediyorum. Şimdi bunca yorumunda sen değilmiydin “illah hu” , “la ilahe” , “la mevcude illa hu” diyen diyeceksiniz. Bunlar “O” na kavuşma ümidi ve “O” nun “Ahad” olduğunu bilmekten inanmaktan geliyor.
Ne zaman, “yok senden başka varlık, İlla Huve” zikretsem içimden bir ses “iki yüzlü, sen kimi kandırıyorsun daha bugün…” diye başlıyor alay etmeye.
Ne yazık ki henüz nefsimdeki ilahlarımı öldürebildiğimi hissedemiyorum.
Tevhid dilimde “La ilahe illallah”
Gönlümde “Ey nefsim ilahlık taslama gururlanma, kibirlenme dünyaya fazla meyletme, Allahtan başkasını ilah edinme” diye seslenip nefsimin kafasına kafasına vurmak oluyor. Mevlana’nın dediği avamın zikrindeyim hala.
Sevgili “NullMoon” can, la ilehe illa allah la = yok ilahe = tapınılan şey illa = yanlızca Allah = tüm mevcut (varlık, yokluk, tasavvur edilen ve edilemeyen ahad olan bir)
Allahtan başkasını ilah edinme.
Bu ifadenizi tekrar gözden geçirin Allah’a tapamazsınız.
Ne demek istediğim açıktır.
Allah Ahad dır Samed dir, bilinç ruh kalp O’nunla iman, huzur ve hoşluktadır.
“Ey nefsim ilahlık taslama gururlanma, kibirlenme dünyaya fazla meyletme, Allahtan başkasını ilah edinme” nefs hayvanımın anladığı dil ise budur. 1400 Sene önce putlara tapanların anladığı dildir. Tevhid de yüksek derecelere ulaşabilmenin ilk adımıdır.
Elif’i bilmeyene B’nin noktasını anlatamazsınız.