ÖNEMLİ DUYURU
Değerli Okur,
Yakında yorumlar DISQUS, FACEBOOK, TWİTTER, YAHOO 'dan herhangi birine ait hesap kimlikleri ile yapılabilecektir. Eğer bunlardan birinden bir hesabınız varsa lütfen yorumlarınızı bu kimliklerinizle yapınız. YOKSA BİR AN ÖNCE BİR HESAP AÇMANIZ GEREKMEKTEDİR.
  1. veysel diyor ki:

    Hz. İSA / Hz. HÜSEYİN (as)

    Çarmığa gerilmişti , çünkü O bulunduğu kavmin adetlerine uymak, taptıklarına tapmak ve onlara biat etmek yerine, kendi bilincinde ve gördüğü göremediği herşeyin BİR var edeni olduğuna inanmıştı. İçinde bulunduğu toplum anlayış ve yaşayış bakımından genel ahlak (edep) kurallarına aykırı idi. Bunu kabullenmek mümkün değildi çünkü o ortalığa yayılmakta olan ilkellik dalgalarından bir anlam çıkaramıyordu, ona farklı frekanslardan gelen düşünüşler daha makul ve kabul edilir geliyordu. Zümresi Onu dışlamış, cinlerin esiri yapmış ve hatta KAFİR olmakla şuçlamaktan geri kalmamıştı.

    O bütün bu olup bitene rağmen içinde bulunduğu genel ahlak ve hakıkat gerçeklerini anlatmak, yaymak ve herkesi buna davet etmek istiyordu. Bu durum bilincinde şu soruyu oluşturdu:
    Bu körelmiş ve BENlik duygularıyla örtülmüş kişilikler arasında BANA YARDIMCI OLACAK KİMDİR?
    ONUN bu yaşadıklarını yaşamak bi yana, Onu anlayamayacak kadar aptal ve hatta anlasalar bile yaşam tarzlarıyla uyuşmadığı gerekçesiyle İNKAR edecek kadar ZALİM bir toplum kuşatmıştı dört yanını.
    Tek isteği ANLATABİLMEKTİ, bunun için çalışıyor, geziyor herkese yardımcı olmaya gayret ediyordu. Kısa zamanda etfında inananlar kitlesi artmıştı. En yakınları Onun hallerini birebir müşahede ederken, diğer yandan en azından Ona iman edenleri de KENDİ İMANları kurtarıyordu, körlükten, sakatlıktan, cinlerden…
    Hakıkat gereği O değiştirmek için değil, tamamlamak için gelenlerden BİR gelendi. Ve gelecek olan SON tamamlayıcıyı Müjdeleyendi.
    RUH’u AŞK ile donatıldığındandır ki , toprağı şekillendirip ona hayat verebiliyordu, olmaz denilen her şeyi yapabiliyordu. Ve biliyordu ki bu yine ONUN da inandığı HAKIKATIN ellerinden çıkıyordu. Biliyordu ki herşeyde O var idi ve herşey O’nda idi, Bu yüzden herşeyi seviyor değer veriyordu.
    Ama tüm bunları kabullenemeyen bilinç Onu yok etmek adına başlattığı ve ilk varoluş gününden bu yana süregelen bu amansız savaşın en korkunç sahnesini planlıyordu. Ama başaramadı.
    Öldürmek istediği kendinden biri olup kaşılarına çıktı ve aslında kendi kendini parçalayıp asmıştı çarmıha da bunun bile farkında olamayacak kadar yoktu.

    Aradan 7 asır geçti. O 7 asır önce müjdesini verdiği Hakıkat güneşi doğmuş hayata ışık saçmaya başlamıştı. O SON TAMAMLAYICI İDİ. İlahi adaletin ezelden beri süregelen ve her seferinde, taştan, topraktan, gökyıldızdan, güneş’ten, ay’dan ve ETTEN-KEMİKTEN engellerle önü kapatılan HAKIKATIN SON SAHNESİ yaşanmaktaydı.
    ABDULLAH isimde bir isevi bir arap kızına aşık olur. Onu defalarca istemesine karşın vermezler fakat onun bu AŞKI onu müslüman olmaya yöneltir. Ve bu sayade müslüman olarak arap kızıyla evlilik yolu açılır.
    ABDULLAH rüyasında sürekli “bana yardım edecek kim?” diye nida eden bir ses duyordu. Düğün günü Hz. Hüseyin (ra) hakkında duydukları onu endişelere ve çelişkilere sürükler. Bu arada aynı ses; Bugün İSA’yı çarmığa geriyorlar diye seslenir. O sesin geldiği yöne doğru yola çıkar, ardından sevdiğini bırakarak. Yolculuk sırasında içi kırık dökük taştan oyma putlarla dolu olan bir yere gelir. Burada birini görür. Bu kişi ona bir taş uzatır ve putları taşlamasını söyler. ABDULLAH bu isteği yerine getirir ve Hz. Hüseyin’İ sorar.
    Adam Hüseyin Bin ALİ dedi ki; Ortalıkta CANLI putlar dururken, şu putlara taş atmak neden?
    Bu söz üzreine hemen yoluna devam eder. Bu sefer bir askeri birlikle karşılaşır.
    Birlikte bulunanlarla konuşur ve onlarında KERBELA’ya gittiklerini öğrenir. Bunun üzerine nereye gidiyorsunuz?.. SIRF ganimet toplamak için kendi İMAMINIZLA mı savaşacaksınız? diye sorar. Onu öldürmek isterler BAŞARAMAZLAR. Yoluna devam eder. Yolda atı ölür. Bir kabileye rastlar ve yardım ister. Yardım ona hazırlanmıştır. Su içer, Ona ayrılan ata biner ve sonunda oraya varır..

    Her yer yıkık, dökük olan olmuş ve bitmiş. Bu gördüğü manzara karşısında yıkılır. Neden? Madem yetişemeyeceğim neden çağırdın, diye söylenirken yerde paramparça olmuş bendenlere, mızrakların, kılıçların ucundan süzülen Hakıkat damlalarına ve bunların yanı sıra ganimet sarhoşluğu içinde zafer nidaları atan canileri görüyordu.
    Sonra bir anda bu kargaşanın ortasından geçen tertemiz bir KERVAN gördü. İçlerinden biri ona yaklaştı ve GİT GÖRDÜKLERİNİ ANLAT, dedi.
    O görmüştü ve geri dönerek terk ettiği gelinin yanına vardı, kabileyi toplayarak onlara seslendi..
    Gelin, hadi anlat dedi, NE GÖRDÜN? bize anlat..
    BEN HAKIKATI GÖRDÜM. MIZRAKLARIN BAŞINDA, KILIÇLARIN UCUNDA, TOPRAĞIN ÜREZİNDE PARALANMIŞ OLAN HAKIKATI..

    Hz. İSA (a.s.) bilincimizde doğrudan açığa çıkacak bir olgu.
    AMA nerede? Ne zaman? Ve nasıl? Bizler DECCALin kurlarından, ayartmalarından ve sihirlerinden ve oyunlarından sadece onun varlığından haberdar olarak kurtulamıyoruz, ya da kurtulacağımızı anladığında sataşmalarla, tehtidlerle bize savaş açıyor. Bunun tehlikesinin küçümsenecek birşey olmadığı açık.

    Hz. MEHDİ (a.s.) batıni anlamda bizim hakıkate doğru aldığımız yol, kendimizi tanıma adına başlattığımız süreç.
    Fakat bu süreçle birlikte birimselliğimizin sebep olduğu deccal bizi bu yolda ilerlemekten alakoyabiliyor.

    Düşüncelerimizi yalnızca KUR’AN okumak, anlamak, içinde bulunan bilgilere göre hareket etmek doğrudur, hatta bu bizi kurtuluşa erdirir. Sonuçta elimizde mevcut ZAHİRİ tek kaynak Odur. Ne RASULlerimiz ne NEBİlerimiz ne de İMAM ALİ. HASAN HÜSEYİNLERİMİZ yoklar.

    Hayatımızda atalarımızın BENlik duygularını atamayışlarının parça parça ettiği BİR hakıkat var. Ve onu en iyi şekilde anlayabilmek için KUR’AN’ın içinde yazılan olayların içine kendimizi de dahil ederek düşünmek bizi daha sağlıklı kararlar almaya yöneltir eminim.

    Karşımızda her an daha da büyüyen ve yükselen bir BENLİK duvarı var. Bunu aşabilmek için TASAVVUF ilmi ile UĞRAŞMAK yeterli değildir. Çünkü bu duvar İMAN ilmini öğrenmekle aşılacak bir yer değil. [...] Hiçbir şeyi gözardı etmeden, İLİMLE , İMAN VE İTAATLA, KENDİ ÇEVRESİNDEN DUYDUKLARININ KAYDINDA KALMADAN, EN DOĞRUSUNU BULMAK DİLEĞİYLE, SEVGİ İLE, AŞK İLE ŞEFKAT İLE YOLA CIKMALI.
    Kayıtsız, şartsız ve korkusuzca, ezileceğini, dışlanacağını, [...] bile bile çıkmalı yola. Kitapla defterle değil, hayatın kendisiyle tek vücut olarak çıkmalı…
    Selam hepimizin üzerine olsun.

  2. Sedef diyor ki:

    Sevgili okurlar, paylaşımcılar

    Geçenlerde internette duyup izlediğim bir filmi sizlerle YORUMSUZ paylaşmak isterim. Filmi belki duymuşsunuzdur. Ama medyada ve ortalıkta çok konuşulmadığını görüyorum. Etki alanı hitap ettiği kesim, bir bölümüyle buna kafa yoran gönül verenler olarak bize bazı değerlendirmeler yaptıracaktır diye düşünüyorum. Film hakkında, özellikle tanrı(GÖKTANRI) ki hala bu seviyeyi aşamamışlardır) ve Hıristiyan inancını sorgulayan birinci bölüm “şahsi olarak yeterli delil ve inandırıcılıktan yoksun olsa da bazı sorgulamaları ilginç…
    Filmde Amerika ve planları hakkında aktarılan 2. ve 3. bölüm bu forumun konusu dışındadır. Her ne kadar ilk bölümle ilişkilendirilse de bizi ilgilendirmiyor…

    Belki bu bir fırsattır. Bu yönüyle Hıristiyan inancını (ki filmde asla İslam’a değinilmemiş olduğunu göreceksiniz ? Bu da çok ilginç bir şey..) bir Hıristiyanın inancını baştan sona yeniden sorgulamasına ve doğruya varmalarına vesile olabilir. Göktanrı anlayışından kurtulup, filmin son 5 dk.sı içerisinde doğal yollarla adını bilmedikleri mükemmel, muhteşem bildiriye ulaştıklarını hayretle göreceksiniz. Bu da TEK’LİK bilincinin ta kendisidir.

    Hiç yorum yapmamazlık edemedim ama, gerisini YORUMSUZ olarak sizlere bildirmeyi gerekli gördüm. Aşağıdaki adresden filmi izleyebilirsiniz.

    http://indigodergisi.com/blog/2008/10/05/zeitgeist-gercek-bir-film/

    Selam ve sevgi üzerimize olsun.
    Saygılarımla.

  3. Sedef diyor ki:

    ALLAH’ım, YÜCE ALLAH’ım..

    Zalimlere azabın ne zaman…
    O şiddetli azabın, ateşin zulmedenlere ulaşsın,
    Biz aciz kulların, seni asla hakkıyla bilemeyeceğiz,

    Hiçbir söz, hiçbir göz, hiçbir BİZ
    Günahkar mahlukatın…

    Helakımız ne zaman…
    Merhameti gazabını aşan yüce RABBİM,
    Can’a zulmedenin, canı kalmasın,
    Kahrolsun, kahrolsun tüm zalimler..

    Allah’ım bu vahşetelere tahammül edemeyen kullarına acı, merhamet et..

    Bütün diller, bütün sözler senin
    Sen ey yüceliğini övmekten aciz olduğumuz..
    Sonsuz kudretinin en şiddetli tecellisi, bu zalimler üzerine olsun..
    Mümin kullarının gözyaşları sel oldu, taştı..
    Seni bilmeyen, korkundan titremeyen zavallı yaratıkların dünyada döktüğü kan, gözyaşlarımızla temizleyebileceğimiz kadar değil..
    Azabın başlarına çöksün, gözleri yerinden fırlasın, kalpleri yerinden çıksın ki onlar sadece et’ler…

    Hesap günü, ne zaman şiddetli azabın
    Sen mümin kullarına merhamet et ve acı..

    5. Confutatis / Ateşe Adanmışlar

    utanç içinde lanetliler
    cehennem ateşine girdiğinde,
    çağır beni kutsayarak
    günahımdan secde ederek,
    kalbim acıyla bulansın toza,
    kurtuluşumu ümit ederek.

    AMİN AMİN AMİN
    REQUIEM MASS
    W.A.MOZART

  4. rabıtaa diyor ki:

    Gıybet; her ne kadar özet olarak, hiç kimsenin hakkında duyacağı zaman üzüleceği şeyi söylemektir, denilse de; esas gıybet hal ve hareketlerinle hakkında gıybet edilmesine sebeb olmamaktır. Öyle bir hale gelmen gerekir ki hakkında konuşulacak hiç bir fiilinin olmaması gerekir ki, senin hakkında kimse söz söylemesin.

blog comments powered by Disqus