“Çokluğa illüzyon diyenler yanılmaktadır. İllüzyon olan ayrılık algısıdır…”
“Hz. Adem safiye bilinç seviyesinde idi. Ancak bu saflık tepeden verildiği için, kendini bilme sonucunda oluşmuş bir saflık değildi. Tevhid durumunda yaşarken, zihni Uluhiyet alanına girmeye yeltendi. Bu “yasak ağaç“tır. Bu kendini, tüm sıfatları aynı “an“da donanabileceği yanılgısı içinde ”ZAT” ile aynı görmek ve “Zat” olmaya kalkmaktır. Kısacası haddi bilmemektir.”
* * *
“Kelime-i Tevhid” hakkında ufak bir paylaşım da bizden..
Alemler kelâm ile vücut bulmaktadır. Tevhid açığa çıksın veya çıkmasın farklı boyutlarda yer alan tüm alemlerin ve yaratının, farklı manalarda olsa dahi tek bir kelâm olduğuna ve bu manaların erimiş bir şekilde “Elif“in vücudunda bulunduğuna işarettir. “O” ruhtur. Her şey bir şeyin içindedir, bir şey de ise her şeyin içinde. Çokluğa illüzyon diyenler yanılmaktadır. İllüzyon olan ayrılık algısıdır. Varlıkdaki çokluk ve farklılık Allah‘ın şanıdır, O’nun ne kadar büyük bir sanatkar olduğunun ispatıdır.
Bu nokta, bizce tevhid hakikati açısından en önemli noktadır. Siz, “çokluk yanılgıdır” derseniz, farklılık gözetmeksizin her şey, mânâ olarak erir ve ne kul kalır, ne de “Rab“… Bu noktada bunu söylemek ile farkında olun veya olmayın mana olarak, “Kul Arş’ın öbür tarafına da geçip, tasarruf eden konumuna atlayarak, sonsuz manaya vücut olacak bir şekilde, her yerde aynı anda var olabilir” demiş olursunuz. Kelime-i Tevhid, kelâm’ın bir vücud olduğunu söyler, kelâm’ı söyleyen ile kelâm’ın bir olduğunu değil. Çünkü birlik, adı üzerinde matematiksel bir değer olup varlığa ait bir manadır. “Biz iki denizi birbirine karışmasın diye ayırdık” kelâm’ı budur. Tatlı su ile tuzlu su karıştırılmaz, ama bu ayrı ve kopuk oldukları manasına da gelmez.
Benlik Allah‘da eriyene kadar, Allah bizden ayrı imiş yanılgısı vardır, onu ulular ve ibadet ederiz. Burada önemli olan, tüm güç sahibi sanılan varlıkların üzerinde varolan tek bir ilâhın varlığına inanmaktır. “O” ki güzeldir, iyidir merhametlidir… Tüm güzel isim ve sıfatların sahibi Allah‘tır. İnsan inancı ile geleceğini kendi inşaa eder. Bu inanç sayesinde ise, arada yer alan varlık planlarının elinden gücünü alır ve özgürlüğe adım atmış olur. Bilinç daha da gelişirse, sonunda, O’na iltica edebilir ve O’nunla birleşiriz. Ancak iki denizin birbirine karışmaması, fakat ayrı da olmaması gibi bir durum oluşur. Her zaman ise bir ara mevcuttur. O zaman benlik erir, varlık ismimiz düşer, sadece varolma durumu olarak algı merkezi ve eylem mahali kalır.
“İlâh (veya ilâhlık kavramı) yoktur sadece Allah vardır” tanımı batıni bir tevhid açıklamasıdır. Esasen deruni anlamda bu doğru bir tanımdır ve bu nokta “Hiçlik” noktasıdır. Ancak hiçlik noktasında benlik, şuur ve varlık hissiyatı da yoktur.
Hz. Adem safiye bilinç seviyesinde idi. Ancak bu saflık tepeden verildiği için, kendini bilme sonucunda oluşmuş bir saflık değildi. Tevhid durumunda yaşarken, zihni Uluhiyet alanına girmeye yeltendi. Bu “yasak ağaç“tır. Bu kendini, tüm sıfatları aynı “an“da donanabileceği yanılgısı içinde ”ZAT” ile aynı görmek ve “Zat” olmaya kalkmaktır. Kısacası haddi bilmemektir.
İnsan benliğini eriterek, zihin olarak sonsuzluğa yayılabilir, ama sonsuzluğun kendisi (Zat) olamaz. Bu nedenle “ZAT“ta eriyene kadar, yaratılmış bir varlık olarak tek ilâha, Allah‘a ibadet edilir. Bilinç olarak “O“nda eriyince ise, ilâhi varlık olarak öz benliğimiz olan Allah‘a kulluk edilir. O zaman Abdullah makamı hasıl olur. Allah hepimize bu makamı nasip eder inşallah.
Saygı ve sevgiler…
Şakir Yıldız
www.yorumsuzblog.org















































