1. KGökdoğan diyor ki:

    yoruma
    eleştiriye
    teşekküre
    gerek yok

    çünkü

    çok açık bir anlatım
    o kadar açık ki tüm sırları açıklığı ile örtmüş

    sırrı gizlersen herkes bulur
    sırrı açarsan bulunmaz olur
    duyulmaz
    görülmez
    fark edilmez

    ve

    geçer gider “metrodaki” insanlar

  2. öz.öz diyor ki:

    Bir dostum söylemişti; “ZUHURAT ÇOK BÜYÜK,” fark edememek normal…

  3. Ö.M diyor ki:

    Sır diye bir şey yoktuk herşey apaçık ortadadır.
    Senin sır olarak algıladığın şey bilincinin o şeyi idrak edemeyişinin,
    kavrayamayaşının tabii bir neticesidir.
    İDRAK EDEMEDİĞİN, KAVRAYAMADIĞIN HERŞEY SENİN İÇİN SIR OLARAK(gizli) KALACAKTIR VE SEN BU SIR DEDİĞİN ŞEYİ BULAMADIĞIN ZAMANDA A M A OLARAK YAŞADIĞIN GİBİ A M A OLARAK ÇEKİP GİDECEKSİN SIRLAR DÜNYASINA.

  4. veysel diyor ki:

    Hz. Yusuf (a.s.) kuyuya atıldığında kardeşleri için ne kadar değerliydi?
    Ya da onu kuyudan alıp satanlar için nasıl bir anlam ifade etmişti?
    Kendi dunyaMIZda kurguladığımız hayat anlayışı sayesinde, değerlendirme yateneğimizi en üst düzeyde çalıştırıyoruz. Tanıdıklarımıza, tanıdığımız kadarıyla ayrı ayrı kategoriler düzenlemekteyiz…

    İnsan ilişkilerinde hazırladığımız bu taslaklarla hareket ederek, değer yargılarının esiri olarak yaşayagideriz. Ama çoğu zaman bunun farkında bile olmadan günümüzü gün eder, günün sonunda elde ettiğimizin sefasını süreriz. Kazancımızın bolluğu ise etrafımızdaki kişiliklerin rengarenk değil de hemen hemen aynı oluşlarından kaynaklanır. Daha ilk bakışımızda algıladığımız kişinin seceresi beynimizde okunur ve yüz hatlarımız aynı istikamette değişiverir. Aynı zamanda kişi ile olan eski ilişkilerimizi aynı hızla gözden geçirerek, o anda nasıl bir davranış biçimi almamız gerektiği hakkında yine aynı kalıpa başvurarak gardımızı alırız. Ve ışık hızında daha kısa bir sürede artık o ve bir savaşmaya, pardon konuşmaya hazır bekleriz.

    İnsani yapımız gereği duygularımızı hep olaylar, kişiler ve ilişkilerimiz doğrultusunda yaşarız. Bunlara mani olmak ise dünyanın en güç şeyidir. Kızgın olduğumuz bir iinsanla birden karşılaştığımızda ona olan öfkemizi gizleyemeyecek kadar zayıf, eğitimsiz ve iradesiziz. Ya da çok sevdiğimiz birine karşı olan duygularımızı içimizden silemeyecek kadar esir birer zavallıyız.

    Gün içinde kaybettiğimiz belki de sayısız değerlerden bir tanesi ve en önemlisi her zaman sadece ve sadece şartlar gereği yaşamak zorunluluğu hissettiğimiz içindir. Çalışmak için çıktığımız yolda hep bugün nasıl yaparım düşünceleriyle oyalanarak, kilitlenmişliğimizin üstüne yeni kilitler atarak hareket ederiz. İş bitimi ise durum değişmez ama mekan farklıdır. Düşüncelerimiz yine, ya kime gitsek te muhabbet! etsek, ne izlesek, ne yapsak ta zaman öldürsek sorularıyla, işten yorgun düşen beynimize, sakinleştirici! eğlenceler aramakla geçer.

    Esaretimizin kökeninide yatan, görebildigimiz kadarıyla düşünme derekesidir.

    Oysa yaşamamız gereken değerler, düşünebildiğimiz kadarıyla görerek yaşamak mertebesine ulaşmaktır.

    Dilerim bu anlayış içerisinde, tüm insanlığı içinde bulunduğu bu sabit fikirlilik ve ego tutumundan kurtarabilecek düzeyde eğitmenler, öğretmenler ve kamil insanlar yetiştirilebiliriz, en kısa zamanda.

    ANda yaşadığımızın farkındalığını yaşayarak, uyanmak dileğiyle…

BLOG / YAZINIZI YAZIN

Blog / Yazı yazmak için buradan giriş yapmalısınız.