Zulmün her türlüsüne isyan ve itiraz eden her insan gibi bizim de yüreğimiz yanıyor. Sadece isyan ve itiraz etmek ve yürek yangısı yeterli değildir. Bu tür isyan ve itiraz ve yürek sızısı; Filistin, Gazze, Irak, Afganistan, Keşmir, Karabağ, Çeçenistan ve Bosna-Hersek ve diğer zulümlerde üzerimize düşen görevi en ucuz şekilde savsaklamaya çalışmaktır…
Bu nedenle her Türk ve her Müslüman en kısa zamanda “Komşuları aç iken kendisi tok yatmamak” adına “dünyanın öteki ucunda ayağına diken batmış bir müslümanın acısını yüreğinde aynısı ile duymak” adına bir şeyler yapmalıdır…
Neler yapmalıdır? ucuz olmayan, savsaklama olmayan, kendisini kandırmacalık olmayan, yapay olmayan… neler yapmalıdır?
Şimdilik aklıma şunlar geliyor: (Maddeler dolduruşa getirilen temiz duygulu insanımızı anlatmaktadır.)
1. Her müslüman hemen merkez camilerde toplanmalı, cami çıkışında yüzlerini damalı mendillerle örtmeli, pankart açmalı ve “dağılın” diyen polisle karşı karşıya gelmelidir.
2. Dünyadaki mâlum zâlim devletlerin devlet başkanlarının maketleri ve bayrakları yakılmalı hatta yanan maket ve bayrakların üzerine çıkıp tepinilmelidir.
3. Her yazar-çizer-düşünür-bilim adamı-filozof takımı derhal bilim-kültür-sanat-din-mistisizm-tasavvuf ve benzeri GEREKSİZ konularda düşünmeyi-yazmayı-çizmeyi derhal terk etmeli gece gündüz dünyada müslümanlara yapılan zulmü lanetlemelidir. İnternette milyarlarca “LÂNETLEME E-POSTALARI” dolaştırılmalıdır.
Bunlar dahi ucuz görevdir… daha gerçek ve daha ciddi olarak;
4. Her Türk ve Müslüman derhal bir-kaç aylık maaşını ve ya bir-kaç aylık net gelirini son kuruşuna kadar aracı İslâmi (?) yardımlaşma kurumlarına yatırmalı ve o ülkelere (Avrupa’dan tıbbî malzeme alınması ???) ve (Amerika’dan silah alınması ???) ve (savaş kumanyası üreten dünya biraderler holdinglerinden gıda paketleri alınması ??? ) için göndermelidir.
5. Her Türk ve Müslüman kendisine sadece bir çift ayakkabı bir atlet, bir gömlek, bir ceket bırakmalı gerisini hibe etmelidir ve asla bir daha kılık kıyafet almamalıdır. Evine bir somun ekmek ve bir bardak sirkeden başka gıda sokmamalıdır. Erkekler derhal sigarayı çayı bırakmalı… kadınlar parfümeri ve kozmetiği terk etmeli… böylece yapılacak tasarruflarla elde edilecek gelirleri de mücahitlere nakdî ve aynî yardım olarak göndermelidir.
Bunlar dahi ucuz görevdir… daha gerçek ve daha ciddi olarak;
6. Eli silah tutan her Türk ve her Müslüman “Savaşmak farz ???” olduğu için derhal silikon minderlerde yatmayı terk ederek dünyanın dört bir yanında müslümanlara zulmeden küffar ile cihat etmek için çoru çocuğu, anayı babayı, yâri yavukluyu derhal terk etmelidir.
7. Her Türk ve her Müslüman cephelere dönmek için değil, ölmek için gitmelidir. Gazi olmaya değil şehit olmaya gitmelidir.
8. Halkı Müslüman olan topyekun devletler halkı müslüman olmayan topyekûn devletlere cihan harbi ilân etmeli hemen tüm topyekûn müslümanlar kendilerine bir AYETULLAH ya da HALİFE tayin ederek BİRLEŞMELİDİR. (Hitler’e, Musollini’ye ve Haçlı Birliği Lideri Papa’ya alternatif olarak)
Bunlar dahi ucuz görevdir… daha pahalısı da bir türlü aklıma gelmiyor ama yarın huzuru mahşerde her Türk ve her Müslüman üzerine düşen PAHALI görevleri yapmadığı için Rabbul âleminin yanında nasıl hesap verecek? Herkes en azından bunu düşünerek hareket etmelidir.
Fâtih Sultan Mehmet surların kapısına dayanmışken… gerçekten kendimizi Ayasofya’nın rutubet kokan mahzenlerinde meleklerin kaç kanadı var, kanatlarında kaç tüyü var, tüylerinde bit (bu bit bilgisayar bilgi birimi de olabilir) var mı yok mu diye tartışan ruhbanlar gibi hissetmeliyiz ve derhal hayal dünyasından gerçeklere dönmeliyiz.
Yukarıda yazdıklarım elbette ciddi değil. Fakat istihzâ (alay) da değil. Size dalga geçiyor gibi görünen maddeler Savaş Tanrısı’nın (SAVAŞ TANRISI filmini izlemenizi tavsiye ederim) yani geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeleri silah pazarı olarak kullanan silah üreticisi devletlerin (devletlerin ismi mâlum) halkın savaş duygularını coşturma taktikleridir. Geri kalmış ulusların savaş duyguları coşturulmalıdır ki savaş tanrıları daha fazla silah üretsin ve daha fazla silah satsın.
Mavi gözlü, sarı saçlı Türkmen Mustafa’nın kurduğu devlet ve devlete yerleştirdiği “istikrarlı dünya politikası” sayesinde devletimiz, meclis sistemimiz, ordumuz orta doğu için bir şanstır. Çünkü devlet yapımız savaş tanrılarının coşturmasına-dolduruşuna gelmeyecek kadar AĞIRdır. Eğer devlet yapımız sağlam ve ağır olmasaydı şimdiye kadar (bir zamanlardaki) SADDAM’ın devleti gibi, (bir zamanlardaki) Ayetullah’ın devleti gibi birkaç müslüman devletle birbirimizi yiyor olurduk. Dünyanın çeşitli yerlerine “kör füze” sallıyor olurduk. Ve savaş tanrıları da “conilerle” ülkemizi işgal edip “demokrasi” getirmeye gelmiş olurlardı.
Yukarıda verdiğim pahalı formüllerin savaş tanrılarının oluşturduğu propagandalar olduğunu farkedip aldanmayalım. Biz işimizi gücümüzü takip edelim, çalışalım, çocuklarımızı yetiştirelim, kızlarımızı gelin edelim, oğullarımızı askere gönderelim, vergimizi verelim ve her dört-beş yılda bir sandık başındaki görevimizi yapalım… ve boş zamanlarımızda dinlenmek için meleklerin teleklerini (tüylerini) saymaya devam edelim. Bu arada Reisi Cumhurumuz (Cumhurbaşkanı), Baş Vekilimiz (başbakan), Hariciye Nâzırımız (dış işleri bakanı), Meclis-i Mebusanımız (TBMM) ve Erkânı Harp Dâiremiz (Genel Kurmay Başkanlığı) de “Yurtta sulh cihanda sulh” görevlerini icrâ etsinler.
Nobel edebiyat ödülüne aday olmak için bunları yazmadım. Aşağıda yazacaklarım da Nobel vakfına yaranmak amacı taşımıyor.
Türkiye Cumhuriyeti orta doğuda ve dünyada gücünü göstermeye başladıktan sonra iştahı kabaran savaş tanrıları derhal yeryüzüne indi. Birisi Eyfel Kulesi’ne diğeri Özgürlük Anıtı’na oturdu.. Ve tarihte iki ulusun karşılıklı olarak çekmiş oldukları acı olayları ısıtıp ısıtıp gündeme getirmeye başladılar. İki ulusun temiz duygulu insanlarını ulusal kin ve nefret tuzağına düşürdüler. Senin ataların bizim atalarımızın kulağını, burnunu kesti, köyleri talan etti, insanımızı şehit etti… senin de ataların benim bilmem kaç milyon atamı “soykırım” yaptı… vesaire vesaire.
İşin iç yüzünü Osmanlı arşivlerinin açılmasına, tarihçilere ve tarafsız dünya bilim adamlarına bırakalım. Biz savaş tanrılarının strateji ve taktiklerinin ne derece tuttuğunu “istihbarat” edelim.
İnternette milyonlarca resim-yazı-belge dolaştırılıyor ve böylece temiz duygulu insanımız savaş tanrılarının amaçlarını gerçekleştiriyor…
Bir şehide en güzel muamele ve yapılacak en öncelikli görev onun mübarek bedenini derhal üzerindeki kanlı elbiseleriyle toprağa vermektir. Şehid temizdir, yıkanmadan toprağa verilir. Ve bir daha bedeni o topraktan çıkarılıp da sokak sokak, mahalle mahalle, ülke ülke dolaştırılmaz. Bunlar internet icad edilinceye kadar yapılmıyordu. Fakat internet icad edildi şehidlere olan görevimiz unutuldu.
Şehidlerin kopmuş kafalarını, kesilmiş kulaklarını-burunlarını, toplu vahşetlerini gösteren fotoğraflar… güya “biz yaşayan gafiller”i uyandırmak amacıyla yattıkları cennet bahçelerinden çıkarılarak e-posta sayfalarına atıldı. Adresimize gelen dosyaları açtığımızda aniden gözümüzün önünde aziz şehitlerimizin acı görüntüleri ruhumuzda ve psikolojimizde derin hastalıklar oluşturuyor. Hayvansal saldırganlık, hayvansal kin-nefret, hayvansal avlanma iç güdülerimiz dışa vurdurulmaya çalışılıyor. Her iki ulusa da bu tür aynı numaralar yapılıyor ve tertemiz insanımız savaş tanrılarının oyunlarına geliyor maalesef.
Geçmişin intikamını almak olan “kan davası” Hz. Rasulullah a.s. tarafından “vedâ hutbesi”nde HARAM kılınmadı mı? Ciğerleri çıkarılıp yenilen, kulaklarından ve burnundan gerdan yapılan şehitler sultanı Rasul amcası Hz. Hamza r.a.’in intikamı VAHŞİ ve HİND’den alındı mı? (Vahşi ve Hind bizzat Rasulullah tarafından af edildi ve koruma altına alındı… tarihi iyi araştırmak gerekir).
Biz neyin peşindeyiz? Rasulullah’ın peşinde miyiz? Savaş tanrılarının peşinde miyiz?
Devletimizin istikrarlı politikasını Cuma namazlarından sonra kendi polisimize taş atarak mı protesto edeceğiz? Bu yapmamız gereken en asgari görev mi?
İnsana SONSUZLUĞUN KAPISINI AÇMAK için hizmet veren sitelerin ekranlarına bu tür “nâhoş” bir yazı girmek istemezdim ama bastırılmış duyguların açığa çıkartılıp sorgulanması da bazan gerekiyor.
Kemal GÖKDOĞAN
www.yorumsuzblog.org
kemalgokdogan@gmail.com















































