Birçok sorunun cevabı sizde. Şu halimizle dahi…
Aslında, bütün soruların cevabı bizde. Fakat şu halimizle değil!
Teferruattan ne kadar kurtulursak,
Kesretten (çokluk) ne kadar sıyrılırsak,
Sorular o kadar azalmakta, cevaplar kolaylaşmakta.
Soru-n-lar- aşılmakta.
Çözüm ne ile ilgili?
Kapasite…
On-line bağlantı veya Evrensel entegrasyon…
Veya internet gibi…
Hani aklına geleni yazıyorsun, bir cevap veya çözümü paylaşıyorsun ya .
İşte beynimizi (bilgisayarımızı) bu sistem ile bağlantılı hale getirmemiz gerekiyor.
İşte bu bağlantının kurulması için geçiş kapısı odaklanma ile açılıyor.
Cevapsız sorularımız için kendimizi aşmak-açmak zorundayız.
Şimdi düşünelim;
Anlaşılması zor bir konu olsun. Mesela “Kader”
Bir yazan…
Bir yazılan…
Bir de zaman…
Olduğu sürece cevap imkânsızdır.
“Beyaz kâğıt üzerine süt ile yazılmış yazı
Elindeyse sıyır beyazın içinden beyazı” diyor Üstat [Necip Fazıl Kısakürek].
Konumuz bu değil. Fakat söylemek istediğimizi anlatabilmek için değindik…
Nelerden arınmalıyız ki cevabı bulalım?
Çokluktan dedik ya!
Bir yazan, bir de yazılan varsa en azından –iki- kişisin!
Şirk-tesin!
Cevap-sız kalırsız, önce şirk-ten kurtul!…
Şeytan (iyet vasfı) hiçbir zaman bu sorunun cevabını niye veremez?…
Vahdeti idrak edemez de onun için!
Bir de zaman dedik;
İzafi zaman. Düşüncelerimiz dünyanın güneş etrafında döndüğü süre hesaplaması ile sınırlı ise (sınırlamış isek) birçok cevapsız sorunun muhatabıyız demektir.
Bir de bunun güneş sisteminin galaksi içindeki döngüsüne göre zaman,
Galaksi sisteminin tabi olduğu döngüye göre zaman…
Açılımları var tabii.
Bununla da bitmiyor. Bu sefer “boyutlar” devreye giriyor.
Atomaltı boyut, enerji boyutu vs. vs.
Cevap-sız sorularımız çoğaldıkça imanımız da ziyadeleşiyor !
Ne kadar bilinmezimiz varsa, o kadar da imanımız var demektir…
Şimdi soralım; Azazil’de ne eksikti ki şeytaniyet vasfına büründü?
Çok bilgili idi.
Çok zeki idi.
Fakat…
Gereği gibi akledemedi!
Neden?…
Dü şü ne me di !
Düşünemediği için de İDRAK edemedi.
İşte düşünce bunun için gerekli, “gereği gibi akledebilmek”…
Düşünce, tefekkür, meditasyon, trans, odaklanma vs. vs…
Bütün bu anlatım ve öneriler bir noktada toplanıyor;
“Kişinin kendinde mevcut “teklik” boyutuna geçiş kapısı”
Bu boyuta geçiş, akledebilen, gayret eden bütün insanlar tarafından yapılabiliyor.
Fakaaat;
Bu geçiş, Muhammedi iman ile yapılmadıkça, dünyevi getirinin ötesine geçilemiyor.
Kişi bu farkındalık ile dahi, ancak dünyevi yaşamını mamur hale getirebiliyor.
“Bu farkındalık ile dahi” sözüne şöyle bir yaklaşım getirmek mümkün;
Mükemmel teknoloji ile donatılmış bir uçağa sahipsiniz. Fakat kordon boyunda tekerlekler üzerinde gezinip tur atıyorsunuz!
Cahiller size gıpta ile bakabilir, fakat idrak ehli yanında çok aciz ve acınacak bir durum…
İşte bu yaklaşım yapmaya çalıştığımız sebeplerden dolayıdır ki;
DÜŞÜNCE diyoruz…
Fakat sakın “düşünce “ ile de sınırlanmayın.
Nihai hedef onun da ötesinde…
DÜŞÜNCE KONTROLÜ
Eğer, negatif düşünce durumunda iseniz, o kadar çok hayaller kurarsınız, o kadar çok düşünce istilasına uğrarsınız ki…
Bütün bu hayal ve düşünceler vehim ve vesveseden ibarettir!
Ne yazık ki…
Düşünceleriniz iradenizin kontrolünde değildir.
Direksiyon hakimiyeti olmayan bir araç gibi savrulur durursunuz.
Şeytanın oyuncağı olmuş durumdasınızdır.
Sizi bu durumdan kurtarabilecek,
Allah’ı hatırlamak/anmak olacaktır.
Hayatın gerçek ve sorumluluklarından kaçmak mümkün olmadığı gibi,
Düşüncelerin sorululuğundan kaçmak ta mümkün değildir.
Hayat trenini çeken düşünce lokomatifi, bilinçaltı rayları üzerinde gidiyor!
NOKTA’YA ODAKLANMAK!
* Rahat duruş
* Nefes kontrolü
* Hareketsiz kal.
* Kas hareketlerini kontrol et.
* Kalbine odaklan
(Sadece ALLAH de… Zamandan, şekilden, resimden, isimden vs. her şeyden sıyrıl… Her gün on dakika.)
Şuurüstü boyuta ulaşıldığında düşüncelerini kontrol edebilir duruma gelirsin.
Sanki üç boyutlu resmi görmeyi başarmışın gibi, bir kere başarırsan tekniği öğrenirsin.
Ola ki bir kişi başarır da bir dua eder.
İlahi ente maksudi…
Hikmet Ersoy
www.yorumsuzblog.org














































