|
Günümüz düşünür-yazarları, |
| (Değerli Okur, anasayfamızda yayımladığımız kısa ve özlü günlük mesajları, sizden gelen istek üzerine, özel bir sayfada arşivleme yoluna gittik. Bu sayfa, anasayfamızda okuyacağınız mesajların buraya aktarılması ile sürekli GÜNCELLENECEKTİR. Dolayısıyla bu sayfayı sık sık ziyaret etmenizi öneriyoruz. Sevgilerimizle) |
![]() |
85- Kemal Gökdoğan
Fakat “hîle-i şeriyye” yöntemiyle, VAHİY KAYNAĞI “ALLAH” yerine; “ALLAH’IN SİSTEMİ” yazar da, “ALLAH’IN SİSTEMİNİ OKUYAN ALLAH’DAN VAHİY ALMIŞ OLUR” sonucuna ulaşırsak; TANRI eşittir ALLAH’IN SİSTEMİ sonucuna ulaşırız ve YENİ BİR VAHİY VERSİYONU OLUŞTURURUZ. Aman ayağımız ve beynimiz bu meydanlarda kaymasın…
84- Kemal Gökdoğan
Her devirde Hz. Muhammed’in DIŞSAL EĞİTİM ALMADAN OKUDUĞU SİSTEMİ zamanın anlayışına göre TEKRAR EDENLER de ba’s olunmuştur/ba’s olunmaktadır. Fakat MUHAMMEDÎ HAKİKATİ, ZAMANIN İDRAKİNE YENİ KAVRAMLARLA TEKRAR EDENLER/YENİLEYİCİLER (bana göre) hiçbir anlamda “GERÇEK RASUL” değildir.
83- Kemal Gökdoğan
“GERÇEK” RİSALET İŞLEVİ ise bir kişinin hiç bir yerden, hiç bir kişiden, hiç bir eğitim almadan direk olarak ALLAH’IN SİSTEMİNİ OKUMASIDIR. Bu tür okuyucuya “GERÇEK” RASUL diyoruz. Bu anlamdaki RİSALET ve RASULLÜK Hz. Muhammed a.s. ile son bulmuştur… O’ndan sonraki okuyucu kişiler ve okuyucu kurumlar RASUL değildir ancak MECÂZÎ RİSALET İŞLEVİNE vesiledirler.
82- Kemal Gökdoğan
Hz. Ebû Bekir, Hz. Âli ve diğer sahabe, âlimler ve velîler sonsuz ve kesintisiz RİSALET İLMİ’nin davetini “RASUL” sıfatını ve mertebesini kendilerine “bir zerre dahi mâletmeden” devam ettirmişlerdir. Çünkü dâvette “GerçekRasulKişi” olabilme şartları evrenin ve evrenlerin en olgun özü/meyvesi olan “Son GerçekRasul Muhammed” a.s. ile son bulmuştur.
81- Hacı Ahmed Kayhan Dede
“Allah yarattığı her “mahluk”un içine kendi “mürşid”ini de koymuştur..
Sizler sakın kimseye “mürşid” olmaya kalkmayın..
Yapabiliyorsanız her insanın içinde “mevcut” mürşidine ulaştıracak “bilgi” yi ona sadece “teklif” edin…
80- Birol USTA:
Ateşlerin en büyüğü Allah’ı ”B” sırrı ile bilmektir. Allah kime kendini açarsa, onu Rahmetiyle kuşatır. O Rahmet ki, ateşlerin en kızgınıdır.
79- Yorumsuz Blog:
İçinden geçtiğimiz bilgi ve iletişim sürecinde ancak; okurları ile eşzamanlı sanal diyaloga girebilen düşünür yazarlar kendi ilim düzeylerini (yatay değil) dikey olarak arttırabileceklerdir..
78- Birgün Mevlana hz., dostların meclisinde babasının yüceliğini anlatarak şöyle dedi:
“Baha Veled hz., Belh’de bir cuma günü vaaz verirken şunları söyledi:
‘Yüce Allah kıyamet gününde temiz amel, iyi ahlakın ve iman edenlerin iyiliklerinin ödülü olarak cennetin hurilerini ve köşklerini verecektir.’
Bunun üzerine birden bire mescidin bir köşesinden, sırtı kamburlaşmış bir ihtiyar ayağa kalkarak şöyle sesleniverdi:
‘Ey müslümanların imamı! Bugün bu dünyada onların hallerini anlamakla meşgul olalım. Yarın da huriler ve köşkleri seyretmekle yetinelim. O halde Allah’ın yüzünü görmek sorunu nasıl olacak?’
Baha Veled ihtiyara şöyle cevap verir:
‘Ey azizim! HURİLER VE KÖŞKLER SEMBOLÜ, anlayışı kıt insanlar içindir. Yoksa asıl, dostun yüzünü görmektir. O Allah yüzünün türlü adları vardır. Allah erleri, her yaratıkta yaratanı görür ve her zerrede hakikatler güneşini gözden geçirir.’
77- İnsandan insana beyin dalgalarının etkilerini bilmiyorsan, kendini tanımaya çalış. (Yorumsuz Forum)
76- Tasavvuf tamamıyle mecaz derler; insan mecaz değil midir? (YF)
75- Vav:
Açık kafalı olmak, yeni ve farklı düşüncelere, bakış açılarına veya başkalarının yorumlarına açık olmak anlamına gelir.
Kendi görüşü ve inancı dışındaki inanç ve görüşlere saygı hissetmek anlamı taşır. Açık kafalı olan hoşgörülü ve özgürlükçüdür. Tersi ise dar kafalılıktır..
İnsan, açık kafalı olabildiği kadar dar kafalılıktan kurtulur ve gerçeği görebilir. O zaman, kendini mutlu edecek şeyleri (gerçek diye) duyma ihtiyacı kalmaz.
74- Birol Usta:
…Aslında bizim bu forum sitesinde yaptığımız da bir tür felsefedir ama bizi Platon veya Straborn gibi özgür düşünebilen insanlardan ayıran ince çizgi, bizim düşünü dünyamızda ulaşdığımız her hakikatı, Allah ismi ile işaret edilenin Uluhiyetine bağlamamızdır..
(…)
Antik Yunan’da yaşamış filozof’ların düşünü dünyalarında çok yüksek seviyelere gelebilmeleri, onların yaşadıkları çağda düşünebilen insanlara değer verilmesindendir..
Herhangi siyasi ve dini baskı görmeden yetişen nesillerin insanlarıdır; Platon’lar, Straborn’lar ve Heredot’lar…
* * *
73- Hâlâ, kendi hakikatına yöneleceğine başka kullardan medet uman ve ”bu Allah’ın sevgili kulu, bunun peşinde koşarsak öbür tarafta paçayı kurtarırız” düşüncesinde olup, kula kulluk edenlere hakikat ilmi nasıl anlatılır, yazılır?..
”Padişahım sen çok yaşa” demeyi “din” sananlara… (Birol Usta)
72- …Tasavvuf konusunda bizlerin yoluna ışık tutmaya çalışan büyüklerimizden ben de ısrarla rica ediyorum.. Ne olur 20 yıl sonrasının gençleri belki anlamaz, ama hiç olmazsa bu günün gençleri için, bu günün Türkçesi ile yazmaya gayret edin. Belki de 20 yıl sonra bu günün gençleri, o günün gençlerine nasıl hitap edeceklerini düşüneceklerdir. (M. Ekinci)
71- …Bu öyle bir girdap ki, kendi adıma söylüyorum; tasavvuf, bilim adı altında fantazi boyutlara ulaşan fikirlere kapılıyoruz…
Hatta belki de; bunları genç nesil adına yapıyoruz…
Sanırım yeni nesil tasavvuf ve bilim ile bu kadar ilgilenmiyor…
Yeni nesil bizden daha gerçekçi; yaşamı okumak, hayatı okumak istiyor….
Biz ise yazılarımızla dünya hayatından ve insan gerçeğinden uzaklaşıyoruz…(Saim Yusuf)
70- İlmi paraya eşitleyenlere elimizden geldiği kadar yardımcı olalalım; Çünkü Hz. Muhammed “Mazluma da zalime de yardım edin,” diyor. (YF)
69- Melekleşmek adına değil; Halife olmanın yolları için gereklidir tasavvuf..(YF)
68- Kur’an-ı Kerim ölüm ötesi hayalleri vaadeden masalkurgu bir kitap değildir. Hayatın bütününü kapsar..(YF)
67- …Birgün şeyh Sadrettin’in medresesinde mistik bir toplantı yapılıyordu, ve Mevlana da bu toplantıya katıldı; ve sesler olağanüstü bir seviyeye ulaşıp duyguları doruğa çıkardı… Kemaleddin şöyle bir yorum yaptı; Mevlana’nın TÜM BÜYÜKLÜĞÜNE RAĞMEN MÜRİDLERİ ARASINDA ASİLLER YOKTU ve çoğu terzi, marangoz gibi küçük esnafa dahildi. Bu sözler Mevlana’ya aktarıldığında, kendisi yüksek sesle Kemaleddin’e seslendi ve şöyle dedi:
“Bu doğruysa o zaman Mansur (Hallac- ı Mansur) da mal mülk açısından önemli bir şahsiyet sayılmazdı, şeyh Ebu Bekir de öyle (halife değil) çünkü o bir marangozdu; ama yine onlardan “muhterem zat” diye söz ediyoruz; zira onlar büyük MİSTİK BAŞARILARA ulaşmıştı. Fukara olmaları bu başarılarını ne şekilde azaltmış olabilir ki?”
O sözleri sarf eden kişi çok utandı ve özür diledi. (Mevlana /100 Bilgelik Hikayesi, İdries ShAh /Butik Yayınlar 2008)
66- Pirincin içindeki siyah taşlardan korkma, beyaz olanlardan kork.(?)
65- Üzerinde uzlaşılan gerçekliğin SINIRLARINI geçme isteğini en son ne zaman duydunuz? (YF)
64- “Aradığın benim” veya “aradığın bendedir” diyenlere(böyle ima edenlere) kesinlikle itibar etmemeliyiz. Her şeyi “kendimizde” bularak bize emânet edilmiş olan Hilafet’imizi farketmeliyiz. (Kemal Gokdogan)
63- “Kul olamadan kul olmak” düşüncesini kelimelerle anlatmak her zaman yetersiz kalır. (Kemal Gökdoğan)
62- Taklitten tahkike gidemeyenler, taklit ettiğinin ulaşacağı neticeye mahkumdur.
Taklit, bir noktaya kadar meziyet ise de, bir noktadan sonra zillettir. (Hikmet E.)
61- Kusuru kendisine söylenmeyen adam ayıbını hüner sanır.. (?)
60- Risaletin ve Velayetin amacı insana aradığını Rasul’de veya Veli’de buldurmak değil; “kendinde buldurmak”tir. (Kemal Gökdoğan)
59- Avamın anlayışına yukarıdan bakanın adını siz koyun.. (YF)
58- Görür gözünü, işitir kulağını ve BEYNİNİ kullananlar ancak, basireti ile yaşayan kemalat ehli oldu! (YF)
57- Duymak istemeyen kadar kötü sağır yoktur. (İtalyan Atasözü)
56- Kimin düşündüğü ile söylediği bir olursa işte doğru insan odur. (Yusuf Has Hacib)
55- Öyle büyük boş laflar vardır ki, içinde bir nesil esirdir. (Yorumsuz Forum=YF)
54- Zat’ın yüzü (veçhi), Zat’ın sıfatlarıdır!.. Zat’ın yüzünü tüm varlıkta görmeye başlayan bilinç mutlak secde halindedir!.. Secde varlığa değil, varlığın özünde görülen Zat’ın veçhinedir!.. Cinn ve insansı sınıfının ebedi beraberliği ise, bu hakikatten mahrum olmalaridir!.. (Birol Usta)
53- Sevgi gibi; ilim de KARŞILIKSIZ akıştır. KARŞILIK alıyorsan TİCARET olur. (Yorumsuz Forum=YF)
52- Hakk’ın takdirini toplamaya çalışırken, halkın hakikatini de öğren!.. (Yorumsuz Forum=YF)
51- Zaman boyutuna uyan her sey sonludur. Zamanın olduğu yerde sonsuzluk olamaz.
50- Aklin ermiyorsa, akli erenin pesine de takılamazsın çünkü akıla gerek vardır. (YF)
49- Bizi altın çağa götürecek olan MEHDI (kurtarıcı/doğru yola kılavuzlayıcı) hayallerden, ütopyalardan, masallardan sıyrılmışlık olan “GERÇEKÇİ DÜŞÜNCE”dir. (Kemal Gökdoğan)
48- Bilincinde zıtları CEM edeyim derken; karşındaki CEMAL’İ fark ettin mi?(YF)
47- Ölü kalpleri diriltirken, diri kalpleri kırmak mi, maharet? (YF)
46- Yeni doğanlar gibi atıl havuza!.. Onların yüzmesi bile sana ibret olamıyorsa, taklit etmekten başka çare yoktur. (YF)
45- O’nun(Hz.Muhammed) hadisleri yazdırtmamak ve ezberletmemek gayesi; insan aklına set ve SINIR çekmemek olarak ifade edebileceğimiz muhteşem bir düşünce idi. Bu düşüncenin ismi “DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ”dür. (Kemal Gökdoğan)
44- Özgürlük kendini tanımaktır. (Linda Thomson)
43- TAKLİT EDEN değil; TAKLİT EDİLEN de değil; ORİJİNAL olunuz. (YF)
42- Kur’an’ın dini tek dindir, ayrıca hadisin dini(?) diye bir din kurulamaz veya KUR’AN DİNİ’ne HADİS DİNİ(?) diye bir eklenti yapılamaz.
Kur’an’ın dininde olmayan Mehdilik/Mesihlik motifini, HADİS DİNİ(?) kurarak ve HADİS DİNİ(?) namına, “inkarı yada tevili/yorumu küfürdür” seklinde dayatmak yanlıştır. (Kemal Gökdoğan)
41- …”Bilim kurgu”cu yazarlar misali; “kurgu tasavvuf” yazarları/düşünürleri/araştırmacıları, yeni tip bir Mehdi ve yeni tip bir “BOYUTSAL MEHDİLİK İMPARATORLUĞU” oluşturmaya başlamışlardır. KLASİK MEHDİLİK, Hollywood yapımı Matrix filmindeki NEO’ya özenilerek MODERNİZE edilmeye çalışılmaktadır. (Kemal Gökdoğan)
40- Dikkat et!.. Şikayet ediyorsan; o halde gerçeği bilmemektesin.(YF)
39- Kimse bile bile yanlış yapmaz; her yanlış, bilgi sanılan bilgisizlikten gelir. (YF)
38- Başkalarını suçlarken, kendi KORKULARIN ve önyargıların ortaya cikar. (YF)
37- Kitaplardan, kasetlerden, sohbetlerden belli bir BİRİKİME ulasan kişilere “tasavvuf ehli” denilmez… “TASAVVUF ARAŞTIRMACISI” denilir. (Kemal Gökdoğan)
36- ÇÖMLEK USTASI OLMAK ve ÇÖMLEK USTALIĞI HAKKINDA BELGESEL ARAŞTIRMA YAPMAK NASIL AYRI İSE… MARİFET ve HAKİKAT EHLİ OLMAK ayrıdır, MARİFET ve HAKİKAT ARAŞTIRMACISI OLMAK ayrıdır. (Kemal Gökdoğan)
35- Gerçek ehli iseniz, hersele rağmen GEREĞİNİ YAPMAYI tercih ediniz, SUSMAYI DEĞİL!..(YF)
34- Hakkin takdirini toplamaya çalışırken, HALKIN HAKKINI yememeye de çalış..(YF)
33- Düşünür ve yazarlar taklitçi olmayacak ki; okurları da taklitçi olmasın. (YF)
32- Taklitçi yazar gölge gibidir, kendisini takip edenden kaçar, önünden gidenin arkasından koşar. Ha keza taklitçi okur da böyledir.. (YF)
31- Düşünür ve yazarı şeffaf olmayan okurun, kendisi de şeffaf olmaz. (YF)
30- Bilgenin ayak izlerini değil, onun aradığını ara. (Basho)
29- Bilgeliği sevmek için, bilgeleşmeleri gerekliydi. (Johann Friedrich Von Schiller)
28- Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür. Ama kimse önce kendisini değiştirmeyi düşünmez. (Victor Hugo)
Başkasının izinde yürüyen, iz bırakamaz. (Joan I. Brannon)
27- Balonların gururu, iğnelerle karsılaşıncaya kadardır.(S.)
26- Öyle sitemler vardır ki, bir övmedir ve öyle övmeler vardır ki, kötülemedir.(?)
25- Allah-u tealanın hoşnut olduğu odur ki:
Kulu DERECE ve MAKAM HIRSINDAN gece.. Yakınlık alemine vara.. DERECELERİN HİÇ BİRİNE İLTİFAT ETMEYE.. (Abdülkadir Geylani)
24- İnsana bakan derviş, baktığı insanin siretini/ruhsal seklini, mesela hırs ve harama düşkünlük sembolü domuz olarak görüyorsa.. o derviş, kendindeki hırs ve harama düşkünlük özelliğini, baktığı insanin(herhangi bir her insanın) aynasında seyredenlerdendir. Gördüğü sıfatlar ve siretlar kendisine aittir fakat o, onları başkasının zanneder ve keşif ehli olduğunu zanneder. Doğrudur.. kesif ehli olmuştur fakat keşfettiği her şeyin kendisi olduğunu anlayamayan negatif kaşiflerdendir. (Kemal Gökdoğan)
23- Günümüz Müslüman kesiminde ki yanlış düşünceler insanları, ”İNSAN OLAMADIM, OLAMIYORUM DA” ENDİŞESİNE SAPLAMAKTADIR.. Oysa bu, evrensel anlamda çok yanlıştır!.
Müslüman dünyasının yönetenleri, Müslüman olmayı kabul eden insanlara manevi baskı yaparak çeşitli kalıplara sürüklemektedirler.. Oysa bu, İSLAMIN ORİJİNALİNDE yoktur!. Az çok islama meraklı olup ta öğrenmeye çalışan insanlar, maalesef kendilerini bu tur BASKILAR YÜZÜNDEN ”insan olamadım” endişesi içersinde bulurlar.. (Birol Usta)
22- İnsan kainatın ulvi ve süfli özelliklerini benliğinde topladığına göre, gerek enbiya, gerek evliya hatadan beri olamaz. Ancak peygamberler, nübüvvet ve risaleti uhdelerine aldıktan sonra, büyük günahlardan masumdur. Küçük hatalardan değil…
Evliya zümresi masum değildir. Evliya zümresi, tam kemale erdikten sonra, büyük günahlardan mahfuzdur. (Abdükadir Geylani)
21- Bir insan taraf tutmaya baslar başlamaz, dünyada da o kadar az şeyi görmeye baslar. (Heywood Braun)
20- İyi bir öğretmen, kendisini yavaş yavaş gereksiz yapabilen biridir. (Thomas J. Carruthers)
19- İnsanlar yanlış yapabilirler, yalnız büyük insanlar yanlışlarını anlarlar.(?)
18-
Kötümser yalnız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte ışığı ve de gelecek treni görür. (J. Harris)
17- Büyük adamların hataları güneş tutulmasına benzer, onları herkes görür. (Cucong)
16- Bana hatalarımı gösterenden Allah razı olsun. (Hz. Ömer)
15- Bir temmuz günü, ot karaağacın gölgesine dedi, “sağa sola çok kıpırdanıyor, keyfimi bozuyorsun.”
Ve gölge yanıtladı ve dedi, “Ben değil, ben değil. Başını bir göğe doğru kaldır. Güneşle toprak arasında, rüzgarla doğuya ve batıya doğru salınan bir ağaç göreceksin.”
Ve ot yukarı doğru baktı ve ilk kez ağacı gördü. Ve yüreğinden sunu geçirdi, “Şuraya bak, benden daha büyük bir ot var.”
Ve ot, bundan böyle hiç sesini çıkartmadı. (Halil Cibran -Gezgin, 1995)
14- Muhammedi aşktan yoksun olanlar sinsi ve kurnaz hayat yürüyüşlerinde hep ego hesabı içindedirler..
Kitlelere rahmet taşıyanların, hizmetleri karşılığında ihanet ve nankörlükle karşılaştıkları, günümüzde de kolaylıkla rastlanabiliyor..
Ama bilge insan, böyle davrananların hayat yolculuğunun sonunda, karsılarında bos bir cennet bulacaklarını bilir ve buna göre gereğini yapar. Onlar vefakardırlar…(YF)
13- Denetlendiği vakit sevinen, eleştirildiği vakit gülen yaratığa büyük adam denir. (Cemil Sena)
12- Herkes bir gayretkeşlik görünüşü altında kişisel ihtiraslarını gizler. (Fenelon)
11- Başkasını düzeltmeniz için önce kendinizi düzeltiniz. (Hz. Ömer)
10- Bilge insan, önemli bir karar almadan önce kendine su soruyu sorar:”Bu secimim, besinci kuşak neslimi nasıl etkileyecektir?”
O, insanın yaptığı her eylemin sonuçlarının kalıcı olacağını bilir ve o, beşinci nesile arkasında nasıl bir dünya bırakacağını anlamak zorundadır. (YF)
9- Hiçbir bilge, karsısındakilere “ben hep doğruyu yaptım,” diyemez. Her kim ki böyle söyler, gerçeği yansıtmamaktadır. Ve kendisini tanımayı henüz öğrenmemiştir. Gerçek bilge, geçmişinde haksizlik yapmıştır; bugün olduğu gibi..
Ama hayat yolunda ilerledikçe dürüst davranmadığı insanların her zaman yoluna çıktığını görecektir.
Onun ikinci fırsatı, bu kişilere yaptığı haksizliği gidermektir ve o her zaman, hic tereddüt etmeden kullanır bu fırsatı.(Paulo Coelho)
8- Ne kadar bilgili(!) olurlarsa olsunlar, “hata” yapmak küçüklerin hakkidir.(YF)
7- Büyüklerin söz verişleri, yürüyüp duran bir definedir; ehil olmayanların söz verişleri ise akıp giden bir zahmettir, bir eziyettir. (Mevlana)
6- Alemin bal şerbetinden bana ne!.
İste önümde benim ayran tasım,
Ne malim var benim ne azığım,
Ben gene senin malin mülkün olsun diye çalışırım.
Senin başını sokacak bir yerin olsun diye,
Senin dikili bir ağacınım.
AMA HÜRRİYETİ KULLUĞA,
TAS ÇATLASA SATMAM.
Yalnız sayıda çoktur onlar alabildiğine
Hani su bademler gibi, bademler gibi.
Ama hepsindeki yağ bir.
Dünyada nice diller var, nice diller,
Ama hepsinde diller bir.
SEN KAPLARI TESTİLERİ HELE BIR KIR,
SULAR NASIL BİR YOL TUTAR GİDER. (Mevlana)
5- Halife, Leyla’ya dedi ki: “O sen misin ki Mecnun sana tutularak perişan oldu ve kendini kaybetti? Sen başka güzellerden daha güzel değilsin ki!”
Leyla, “Sus, çünkü sen Mecnun değilsin ki!” diye cevap verdi. (Mevlana)
4- Ağzı bağlı çocuğa bir şey belletmek, onu söze getirmek için kendi dilini, kendi sözünü bırak. Onun dilince konuşmak gerek; böylece senden bilgi beller, hüner elde eder. (Mevlana)
3- OKUR YAZAR İLİŞKİSİ
“Yenilenme”den bahsederken “değişim”i de eklememek haksizlik olacaktır.
Kalem ehli, “kendilerine has imtiyazlardan soyunarak “düşünen okuru” ile sürekli iletişim-diyalog haline geçerek “değişim”ini gerçekleştirmelidir. Ancak bu sayede Nuh’un Gemisine binmek isteyenler geri çevrilmemiş olacaktır.
Pink Floyd demiş ki;
Bana hiç umut olmadığını
söyleme sakin..
BİRlikteyken ayaktayız
Bölünürsek yıkılırız!..
(Not: Yorumsuz Forum yazarları bu mesajın kapsama alanına girmemektedirler.)
2- Dinin gerçeğini “yasayan” üstadların sevgileri belirli bir topluluğa veya kişilere yönelik değildir.
Onlar, tek gerçeğin bütün birimlerde kendini gösterdiğini bildirdiklerinden, her şeyi severek kulluklarını yapmaktadırlar.
Din, insanlara ayırt etmeden her şeyi sevmelerini öğreterek onları bir araya getirmede önemli bir rol oynar. İnsanlar dini liderleri otorite olarak kabul eder.. Bununla beraber bütün “oku”r düşünürlerin kadim bilgeliğe giden yolda yalnızca birer kanal olduklarını unutmamak gerekir. Onlara tapınmaya yakın davranışlar, liyakat nişanları bağışlamak kült yaratmanın temelidir.
Bilgelerin geleneklerinde liderlere tapınmak yoktur. Bu geleneklerin uygulanmasının özünde her şeyi sevmek yatar. Sevgisiz bir din anlayışı cansızdır.. (YF)
1- Hz. Muhammed aleyhisselam yakınlarını bırakın; tüm ümmetini çok sevdi ve onlara inandı, güvendi. Zira, Hz. Muhammed karşısındakinin hakikatini biliyordu..
Siz de, yaşamınızda olduğu gibi; yasam ötesi boyutta da ‘yalnız’ olacağınızın bilincinde olun ama karşındakinin hakikatinin ne olduğunun bilincinde olarak da; onu sevin!..
Sebepsiz sevmek karşındakinin hakikatini bilmekle olur!..
Ancak karşındakinin hakikatini bilenler sevebilir!..(YF)




















Benim bir sorum var ancak hangi yolla bunu ileteceğimi bilmiyorum.. Şayet yanlış yere yazdıysam yazımın doğru yere aktarılmasını rica ediyorum…
Kendisine kitap verilen elçilere NEBİ mi denir yoksa RESUL mü denir… Allah razı olsun…
ÂL-U İMRÂN 81-) Hani Allah Nebîler’den MİYSAK (= sağlam söz) alıp şöyle dedi: “Size Kitab’tan ve Hikmet verdim; sonra size, beraberinizde olanı tasdik eden bir Rasûl geldiğinde, ona (B sırrınca) mutlaka iman edecek ve ona yardım edeceksiniz (demek ki: tüm Nebîler ve Arif-i Billah olanlar birbirlerini tanır ve bilirler?)… İkrar ettiniz ve ağır yükümü üzerinize aldınız mı?”… dediler… “Şahid olun; sizinle maiyyeten Ben şahidlerdenim”, dedi.
İSRA 55-) Rabbiniz Semavat’ta ve Arz’da bulunan bilinçleri (B sırrınca) daha iyi bilir… Andolsun ki biz Nebîlerin bazısını bazısı üzerine tafdil ettik (fazlalandırdık)… Ve Davud’a da Zebur (Nübüvvet kapsamındaki ahkam değil, tesbih-dua-zikir-şükür gibi hususlar ihtiva eden bir kitab) verdik.
G.K:birlikk
Kendisine kitap verilen elçilere NEBİ mi denir yoksa RESUL mü?..
***
Kendisine kitap verilen değil, kendi boyutsal derinliğinden kendi şuuruna doğru kapsamlı sistem bilgisi ve ”B” sırrı yönünden Allah hakikatı bilgisi inzal olanlara NEBİ denir…
Kitap (bilgi) verilmez, derunundan bilincine doğru inzal olur!.. Bu kapsamlı bilginin inzal olduğu elçi NEBİdir…
Resul ise irsal edici anlamındaki, görevlidir. Unutulmamalıdır ki, bazı melekler de Resuldür!. Çünkü bazı meleklerin irsal edici özellikleri vardır!.. Buradaki melek kelimesini ”kuvve” anlamında değerlendirmek gerekir…
Kitap, hakikat bilgisi anlamındadır.. Kitabı meydana getiren ayetler ise, varlığın ve senin hakikatinin Allah olduğundan dem vurur…
Varlığın hakikatinin ve kendi hakikatinin Allah esmasından meydana geldiğinin bilgisinin yanı sıra, insanın ve varlığın sistemini inzal yollu okuyup insanları bu gerçeklerle bilgilendirenlere NEBİ denir…
Nebi, ne yersen ve nasıl yaşarsan sende ki, varlığın ve senin hakikatinin aslı Allah’dır bilgisi/yaşamı örtülür bilgisinden.. Ölüm ötesi boyutta vicdanen nasıl huzurlu olunur bilgisine kadar insanı ve sistemini bilendir.. Çünkü ona Allah’ın ve sisteminin kitabı nazil olmuştur…
Her nebi resuldür ama her resul NEBİ değildir.
“Resul ise irsal edici anlamındaki, görevlidir.”
Şu halde Yusuf suresi 50′de bahsi geçen resul için ne düşünmek gerek?
Resul Arapça bir kelimedir ve Türkçe karşılığı “elçi” demektir. Elçi (resul), tasarrufta hakkı olmaksızın birinin sözünü olduğu gibi bir başkasına nakletmekle görevli kişi demektir. Kur’an’da ayetin zahir ve batın anlamı açısından veya kullanıldığı yere göre farklı yorumlanabilir. İrsal edilen (bir yerden bir yere yollanan) veya inzal edici (boyutsal aracı- inişe vesile) anlamında olarak.
Resul, “tasarrufta hakkı olmaksızın birinin sözünü olduğu gibi bir başkasına nakletmekle” görevli kişi olmasından dolayı, dinde genellikle Allah vahyini açıklayan kişi anlamında kullanılır. Bu anlamda Cibril de elçi olarak nitelenmiştir.
Yusuf suresi 50. ayetteki Rasul, ”Size içinizden (özünüzden-enfüsünüzden) Rasul irsal ettik” ayeti ile aynı anlamda…
Hz. Yusuf, kadınların kendi ellerini kesmesindeki hakikati anlayabilmesi için kendi varlığında mevcut olan ELÇİ’ye, ”Rabbine rücu et” diyor.. Çünkü o Rasulün rabbi de ilim boyutudur!..
Rasul irsal olur! Yani, özden dışa doğru!!…
DİL HATALARI… GALAT-I MEŞHURLAR
Halk dilinde genel kabul görmüş dil hatalarına GALAT-I MEŞHUR denilir. Resmi yazışmalarda dahi bazı galatı meşhur (hatalı kelime ve deyimler) “bilerek” kullanılabilmektedir. Meselâ: EVRAK “sayfalar, yapraklar” anlamında çoğul bir kelimedir ve tekili VARAK’tır. Tekil (VARAK) kullanılması gereken yerlerde çoğul (EVRAK) kullanılmaktadır ve evrak kelimesi hem tekil hem de çoğul olarak kullanılagelmiştir.
Bu örnekte olduğu gibi daha binlercesinde… hem Farsça hem Arapça kökenli kelimelerde hem de Türk Dil Devrimi sonrasında yeni türetilen “öztürkçe” kelimelerde dahi halkımız en kısa zamanda kendi ses ve kulak zevkine uydurarak galat-ı meşhurdan geri kalmadılar. Bunlardan birisi de YAYIM yerine YAYIN’ın galat-ı meşhur hale getirilmesidir.
Dikkatli yazarlar ve yayı(M)(N)cılar galat’a düşmemeyi tercih eder. Doğrusu budur. Fakat galat-ı meşhuru “mübah” görenler de şöyle der: “Galat-ı meşhur lugat-i fasihadan evlâdır.”Yani; meşhur olmuş, yaygınlaşmış yanlış kelime ve kullanımlar, artık unutulmuş ve bilinmeyen doğru kullanımlara tercih edilmelidir”… aşağıdaki örneklerde olduğu gibi:
“velet/çocuk” yerine çoğulu olan “evlât/çocuklar” kullanılır. Evlatlar denildiğinde evlatlarlar yanlış kullanımı oluşur.
“velî/ermiş-dost-himaye eden” tekil yerine çoğulu olan “evliyâ” kullanılır. Evliyalar denildiğinde evliyalar yanlış kullanımı oluşur.
“serbest/başıbağlı-bağımlı” yerine “serbest/özgür-bağımsız” (ser, Farsçada Baş.. best, bağlı demektir. Türk halkı kelimeyi tersine çevirerek kullanmıştır)
“çaydan/çaylık” yerine “çaydanlık” (dan, Farsçada ‘lık’ ekidir. Bir de Türkçe ‘lık’ eklenince ‘çaylıklık’ olur. Doğrusu ÇAYDAN olmalıdır… GERDAN-LIK da aynı hatadır.)
Bu galatların (hataların) doğrularını kullanamıyoruz artık…
***
(((… BİR BİLGİ: “YAYINLAMAK” mı, “YAYIMLAMAK” mı?
Yayın ve yayım; bu kelimelerin Türk Dil Kurumu sitesinde ayrı karşılıkları vardır.
Her iki kelime de dilimizde yer almaktadır. Ama kullanımlarımızda karıştırmaktayız.
“Yayımlamak”; bir gazetenin basımı vb. anlamına gelmektedir. “Yayınlamak” ise kullanılmamalıdır. Sadece “yayın” olarak kullanabiliriz. “Yayın” fiil değildir. Dolayısıyla -mak ekiyle birlikte kullanılmaz. Doğrusu “YAYIMLAMAK”tır. …))) (Yorumsuz Blog anasayfadan alıntı)
Bu alıntıdaki “(((…” işareti de “özel bir galat’dır”. Aslında bir metin içindeki alıntılar “” işaretleri ile belirtilmelidir.
Türkçemizi doğru kullanmak yönünde daha önceleri de bilgiler ve tavsiyeler veren Yorumsuz Blog’a teşekkür ediyorum.
“Sen bir âlemsin”… Türkçe.
Sevgili Yorumsuz Blog Editörü, dilbilgisi hatamı sessizce düzeltip geçmek yerine hepimizi bilgilendirme yolunu seçtiğiniz için şahsım adına teşekkür ederim. Gerçekten çok yararlı oldu, doğrusunu öğrenmiş oldum. Dilbilgisi önemlidir. Dilini iyi bilmeyen derdini anlatamaz, anlatılanı da anlamaz. Ayrıca her işin de bir erbabı vardır, redaksiyon ve editörlük mesleği gibi… Onlar olmasa yazanların ve yorumcuların hali ne olurdu? İyi ki varsınız.
yb teknesi “bir zamanlar” fırtınalar dalgalar ve tsunamiler arasında huzurla seyahat etmek için donatılmıştır
yb teknesi mürettebatı ve kaptanı elbette kendi seyir defterlerine önemli notları yazacaklardır
yb teknesinin binlerce hiçkimse olan sahipleri ise seyahata devam edeceklerdir
çünkü yb teknesine mürettebat ve kaptan hizmet etmektedir fakat yönetmemektedir
çünkü kaptan bizzat kendisi tekneyi otomatik pilota bağlamıştır
“hiçkimseler”in kendi seyir defterlerini doldurmaya devam etmelerini diliyorum
hiçkimselerdenKG